Sorular ve cevaplar

 

Transfüzyon Uygulamaları

Üçüncü Baskı

AMERICAN SOCIETY OF ANESTHESIOLOGIST

 

Çeviri

Prof.Dr.Anış Arıboğan

Yard.Doç.Dr.Şule Akın

 

Sorular ve cevaplar

 

Transfüzyon Uygulamaları

Üçüncü Baskı

 

AMERİKAN ANESTEZİYOLOGLAR BİRLİĞİ TRANSFÜZYON TIBBI KOMİTESİ

 

Katkıda bulunanlar:

Kirk T. Benson, M.D, Başkan

James W. Chapin,M.D.

George J. Despotis,M.D.

Ronald J. Faust,M.D.

James S.Gessner, M.D.

Chantal R.harrison,M.D.,consultant,

College of American Pathologists.

Douglas E. Koehntp,M.D.

Brenda S.Lewis,D.O.

Terri G. Monk,M.D.

Charise T. Petrovitch,M.D.

Linda C. Stehling,M.D.

ASA American Society of Anesthesiologist

520 N. Northwest Highway.Park Ridge,IL 60068-2573

8847)825-5586. fax (847)825-1692.mail@ASAhq.org

Transfüzyon uygulamaları hakkında soru ve cevaplar,Üçüncü Baskı, 1997 American Society of Anesthesiologist Transfüzyon Tıbbı Komitesi tarafından geliştirilmiştir.

 

Taslak değerlendirlerindeki emekleri için minnettarlığımızı belirtiriz.

Ronald J. Faust, M.D.

Department of Anesthesiology

Mayo Medical School

Rochester,Minnesota

 

Chantal R. Harrison

Professor of Pathology

Medical Director of University Hospital Blood Bank

University of Texas Health Science Centerat San Antonia

San Antonia,Texas

 

Linda C. Stehling

ASA Liason, The American aAssociation of Blood Banks

Scottdale, Arizona

 

 

 

 

İçindekiler:

 

ÜÇÜNCÜ BASKI İÇİN ÖNSÖZ

UYGULAMA:

1. Hastane Transfüzyon Komitelerinin görevleri nelerdir?

2. “Maksimum cerrahi kan istemi ” nedir?

3. Hastalardan kan ve kan ürünleri transfüzyonundan önce izin belgesi alınması gerekir mi?

TARAMA VE TESTLER:

4. Uygun kan bağışı için verici nasıl tespit edilir?

5. Kan bağışı için verici tahsis edilir mi?

6.Verici kanına hangi testler uygulanmalıdır?

7. Kan grubu, tarama ve “crossmatch” arasındaki fark nedir?

8. “Komponent tedavisinin avantaj ve dezavantajları nelerdir?

9. Bir kan ürününün transfüzyonuna başlamadan önce hangi veriler onaylanmalıdır?

ERİTROSİTLER HÜCRELERİ

10. Hangi tip eritrosit ürünleri bulunmaktadır?

11. Eritrosit hücresi transfüzyonunda yeterli volüm nasıl hesaplanır?    

12. Cerrahi hastalarda postoperatif dönemde “güvenli anemi” sınırı var mıdır?

13. Acil kan transfüzyonu gereksinimi olan hastalarda “crossmatch” işleminin tamamlanması beklenemiyorsa ne yapılmalıdır?

14. Hangi tür intravenöz solüsyonlar eritrosit hücreleri ile uyumludur?

15. Kan komponentlerinin uygulanmasında kullanılan filtreler nelerdir?

TROMBOSİTLER

16. Trombositler nasıl hazırlanır?

17.Trombosit süspansiyonu uygulama endikasyonları nelerdir?

TAZE DONMUŞ PLAZMA

18. Taze donmuş plazma nasıl hazırlanır?

19.Taze donmuş plazma uygulama endikasyonu nedir?

KRİYOPRESİPİTAT

20. Kriyopresipitat nasıl hazırlanır ve uygulanır?

21. Kriyopresipitat uygulama endikasyonları nelerdir?

DİĞER PLAZMA TÜREVLERİ

22. Diğer plazma türevleri nelerdir?

TRANSFÜZYONUN YAN ETKİLERİ:

23. Transfüzyon sırasında enfeksiyon hastalıklarının bulaşma riski nedir?

24. Hemolitik transfüzyon reaksiyonlarının belirtileri nelerdir?

25. Tranfüzyon sırasında ürtiker gelişirse ne yapmak gerekir?

26.Transfüzyon sırasında ortaya çıkan vücut ısısı artışının anlamı nedir?

27. Tranfüzyon sonucu oluşabilecek diğer yan etkiler nelerdir?

MASİF TRANSFÜZYON:

28. Masif transfüzyonda koagülopatiye sebep olan mekanizmalar nelerdir?

29. Masif transfüzyonda proflaktik trombosit ve taze donmuş plazma endikasyonu var mıdır?

30. Masif transfüzyon sırasında koagülasyon nasıl monitörize edilmelidir?  

31. Masif transfüzyon sırasında hangi metabolik problemler oluşur? 

32. Masif transfüzyon sırasında kan ısıtıcı kullanmak gerekir mi?

33. Kalp cerrahisinde proflaktik trombosit ve taze donmuş plazma endike midir?

34.Kardiyopumoner “bypass” sırasında ve sonrasında koagülasyon nasıl monitörize edilmelidir?

OTOLOG TRANSFÜZYON:

35. Preoperatif dönemde otolog kan transfüzyonu endikasyonu hangi hastalara konulabilir?

36. Akut normovolemik hemodilüsyon nedir?

37. Ototransfüzyon için intraoperatif kan kurtarma endikasyonu ne zaman konulur?

ALTERNATİF KAN ÜRÜNLERİ VE FARMAKOLOJİK ALTERNATİFLER:

38.Oksijen taşıma kapasitesine sahip kana alternatif ürünler var mıdır?

39. Hangi tür plazma volüm genişleticiler vardır?

KOAGÜLASYONUN FARMAKOLOJİK DESTEKLENMESİ

40. Hemostazisi kolaylaştırmak için hangi ilaçlar verilir ve klinik olarak nasıl kullanılırlar?

 

ÜÇÜNCÜ BASKI İÇİN ÖNSÖZ

Kan ürünleri uygulaması anestezi pratiğinde önemli bir başlıktır. Anesteziyologlar çeşitli kan ürünlerinin kullanım endikasyonlarını, uygulanmaları ile ortaya çıkabilecek risk ve yan etkiler ile transfüzyon tedavisini sınırlamak için gerekli yaklaşımları bilmek zorundadırlar.

1987’de, “ASA Kan ve Kan Ürünleri Komitesi” geliştirildi ve “Transfüzyon Hakkında Soru ve Cevaplar”  başlıklı ilk kitapçık eğitim ve transfüzyon tıbbı için  yararlı  bir kaynak olabilmek amacıyla yayınlandı. 1993 yılında, bu komite; şu anda “Transfüzyon Tıbbı Komitesi” olarak anılıyor; “Transfüzyon Hakkında Soru ve Cevaplar”kitapçığının geliştirilmiş ve genişletilmiş ikinci basımını gerçekleştirdi. Kitapçığın her iki baskısı da içerik ve yararlılık açısından övgüye değerdirler.

1996-97 Transfüzyon Tıbbı Komitesi bu kitapçığın üçüncü baskısını transfüzyon tıbbına ait birçok kavramı yeniden tanımlayıp yeni bilgilerle genişleterek yayınladı.Transfüzyon tedavisi sırasında bulaşma riski olan hastalıklar, kan ürünleri tedavi endikasyonları, uygun verici seçiminde tarama testleri, hemostaz amacıyla farmakolojik ajan kullanımı özellikle üzerinde durduğumuz ve gelişmesini sürdürecek alanlardır. Hatta terminolojimiz bile değişmektedir. Bir gönüllü verici tarafından verilen kan ‘homolog’ olarak tanımlanırken artık  ‘allojenik’ kan denilmektedir. Bu değişiklik hastaya kendi kanının verilmesini ifade eden “otolog” kan ifadesi ile ayrıcalığı daha açık ortaya koymaktadır.

Bu kitabın kullanımını kolaylaştırmak için soru ve cevaplar spesifik başlıklar altında toplanmıştır. Önceki basımlarda olduğu gibi bu kitapçığında anesteziyologlar ve öğrencilere uygulama alanında yararlı olacağını umuyoruz. Bu kitapçık hernekadar kapsamlı bir ders kitabı veya standart uygulamaların tanımlayıcısı olarak hizmet vermese de konu başlıklarının içerdiği referanslar ayrıntılı bilgilenim için yol gösterici özellik taşımaktadır.

“ASA Transfüzyon Tıbbı Komitesi” tarafından geliştirilen bu döküman ASA Genel Delegasyonu tarafından uygulama parametreleri ve güvenlik protokolleri açısından denetlenmiş değildir. Bu dökümanda yer alan birçok öneri anesteziyolog sorumluluğunun ile varılan yargı temelinde kabul edilebilir. Öneriler hasta tedavisini geliştirmek ve çalışma güvenliğini  arttırmak için oluşturulmuştur ancak  spesifik bir sonuç için garanti taşımazlar. Buradaki amaç gelişen teknoloji ve uygulamalar ile zaman zaman yenilenmeyi sağlamaktır.

 

UYGULAMA:

1. Hastane Transfüzyon Komitelerinin görevleri nelerdir?

Transfüzyon uygulaması ile ilgili temel kurallar Koruyucu Sağlık Hizmetlerinin Değerlendirilmesi Organizasyonu ile  Amerikan Patologlar Birliği ve Amerikan Kan Bankaları Birliği gibi transfüzyon servislerinin değerlendirilmesinden sorumlu yapılanmaların ortaklaşa oluşturacakları bir komisyonu  ile mümkündür. Transfüzyon uygulaması ile ilgili temel kurallar genellikle hastane transfüzyon komiteleri tarafından hayata geçirilir. Uygulama kılavuzlarının bu komiteler tarafından oluşturulması ve hastane uzman hekimleri tarafından onaylanmasını takiben komite kan ve kan ürünlerinin kullanımı ve transfüzyon pratiği ile ilgili yeni yaklaşımları – örneğin irradiye kan ve granülosit infüzyonu endikasyonları gibi- filtreler, ısıtıcılar,  kan pompaları  veya  intraoperatif otolog transfüzyon cihazları gibi yeni malzeme ve cihazların kullanımları da dahil olmak üzere yayınlar. 1

Hastane transfüzyon komiteleri hasta bakımını iyileştirmek ve en yüksek bakım kalitesini yakalamak için kalite belirleyici protokolleri geliştirmek ve değiştirmekten sorumludurlar. Örneğin komite izin aşamasındaki bir kan ürünü değerlendirir ve doğru uygulama şeklini ortaya koyar. Transfüzyon komitesi ayni zamanda kan ve kan ürünlerinin imhası ile de uğraşır. Ayrıca komite kan tüketiminde güvenlik ve uygunluğu da değerlendirir, tüm kan reaksiyonlarını araştırır ve gerekirse Şikayet Ofisii Direktörlüğüne, Biyolojik Değerlendirme ve Araştırmalar Merkezi ve Yiyecek ve İlaç Uygulama Komitelerine rapor sunar. Son olarak komitenin en önemli rolü hastane elemanlarını transfüzyonun kesin endikasyonları ve transfüzyon riskleri konusunda eğitmektir. Sonuç olarak komite çalışmaları ile kan ürünlerinin korunması ve maliyetin düşürülmesine katkıda bulunur.

2. “Maksimum cerrahi kan istemi ” nedir?

“Maksimum Cerrahi Kan İstemi  ve “Standart Cerrahi Kan İstemleri " cerrahi işlem uygulanacak hastada uygun kan grubu ve taramaya göre (G&T) preoperatif olarak “Crossmatch” yapılması gereken maksimum kan ünitesi sayısını gösterir.

Bu planlamada temel amaç hastaya gerekli olan kan transfüzyonu gerçekleştirilirken “Crossmatch” işlemini en aza indirmektir. Bir hastanede cerrahi girişimler için planlanması gereken kan istemleri uygulanan elektif cerrahi işlemler ve bu esnada ihtiyaç duyulan transfüzyon miktarının değerlendirilmesi ile belirlenmelidir. “Crossmatch”  yapılan ünite sayısının transfüzyon yapılan ünite sayısına oranı bir cerrahi işlem için “Crossmatch” / Transfüzyon oranı”nı (C/T) verir. “C/T oranının” ikiden büyük olması, bu işlem için fazla sayıda kan hazırlandığının kanıtıdır. Aşırı kan kaybı beklenen cerrahi girişimlerde transfüzyonla ilgili olarak hastalardan ayrıca bireysel izin alınması doğru olacaktır. “Crossmatch” yapılmadan yalnızca ”Grup&Tarama” işlemi  genelde transfüzyon ihtiyacının %10’nun altında olduğu düşünülen potansiyel kanama riski olan cerrahi işlemde gereklidir.

3. Hastalardan kan ve kan ürünleri transfüzyonundan önce izin belgesi alınması gerekir mi?

Kan ve kan ürünlerinin transfüzyonunda risk ve avantajların birlikte  bulunması transfüzyon öncesi hasta bilgilendirilmesi ve yazılı izin belgesinin bulunmasını son derece önemli kılmaktadır. Bilgilendirme iki  açıdan önemlidir. Bunların ilki kişilik haklarının korunmasıdır (Bir kişi başka birine izni olmadan dokunamaz). İkinci önemli nokta ise hastanın bir müşteri gibi düşünülmesidir ve tüketici haklarını konusunda bilgilendirilmesi gerekir.

Hastaya yeterli bilgi verilmeli ve tedaviyi kabul veya red etmesi veya alternatif bir yaklaşımı tercih etmesi konusunda aydınlatılmalıdır. Bu seçim tercihlerin yer aldığı bilgilendirme formunda işaretlenmelidir. Bilgilendirme esnasında kan transfüzyonunun gerekliliği ve riskleri hastanın anlayabileceği bir dilde kendisine aktarılmalı, transfüzyona altenatif tedaviler hakkındaki soruları yanıtlamalıdır. Eğer hasta kan ürünlerinin transfüzyonuna karşıysa bu konudaki gerekçesi  ve ayrıntıların hasta dosyasına kaydedilmesi doğru olacaktır. Yapılan tüm trasfüzyonlar kesinlikle anestezi kayıtlarına geçirilmelidir. Eğer kan veya kan ürünü uygulanacaksa anesteziyolog anestezi kayıtlarına endikasyonları, koagülasyon profili ve hematokrit değerleri gibi laboratuar sonuçlarını muhakkak kaydetmelidir. 

 

TARAMA ve TESTLER:

4. Uygun kan bağışı için verici nasıl tespit edilir?

Kan bağışı için donör/vericilerin uygunluğu tespit edilirken  iki amaç çok önemlidir; kan ihtiyacını güvenilir kaynaklar/vericilerden temin etmek, kan bağışının verici için de risk taşımadığını belirlemek. Verici seçme işlemi iki temel komponent içerir. Kan vericilerinin seçiminde parenteral yolla geçen hastalık riskini ortadan kaldırmak gerekir. Örneğin kan vericilerinin gönüllü yani parasız kan veren kişilerin seçilmesine dikkat edilmeli, para karşılığı kan verme işlemi minimale indirilmelidir. Hastanın medikal öyküsü bulaşıcı hastalık  riski açısından dikkatlice incelenmeli ve kan vereceği gün vital bulguları ile hemoglobin ve hematokrit değerleri belirlenmelidir.

Transfüzyonla geçen hepatit ve “human immundeficiency (HIV)” gibi viral hastalıklar, malarya, “Chaga’s hastalığı” gibi parazitik hastalıklar ve Creutzfelit - Jacob hastalığı gibi patolojilere ait ciddi bir öykü araştırması yapılır. Bu nedenle vericiyi belirlemek için sorgulama çok geniş tutulmalıdır. Örneğin özellikle malarya, Chaga’s hastalığı ve HIV için endemik olan bölgelere seyahatler,  enjeksiyon/madde bağımlılığı olasılığı,  yüksek riskli seksüel aktiviteler, steril olmayan deri yaralanmaları, önceden yapılan kan transfüzyonu veya doku nakli gibi öyküler dikkatlice sorgulanıp değerlendirilmelidir. Enfeksiyöz hastalıklarına ait vital bulgular değerlendirilmeli mevcut herhangi bir tedavi varsa niteliği araştırılmalıdır. Genel sağlık muayenesinde de vericinin güvenle 450 ml kan verelebileceğininden emin olunmalıdır. 2,3

5. Kan bağışı için verici tahsis edilir mi?

Her ne kadar tranfüzyon kaynaklı hepatit enfeksiyonu riskinin günümüzde azaldığı düşünülse de “Kazanılmış İmmun Yetmezlik Sendromu (AIDS)” ve diğer transfüzyon kaynaklı enfeksiyonların bulaşma korkusu “Tahsis edilmiş  verici kanı”na talep oluşturmuştur. Bu uygulama kan ve kan ürünlerinin yalnız belli bir hastaya transfüze edilmesi koşulu ile verici  seçilmesidir.

Ancak tahsis edilmiş vericiler hakkında çeşitli tartışmalar bulunmaktadır. Kan bankalarına özellikle bürokratik anlamda ciddi bir yük getirirken devamlılığı kayıtlarda hata olasılığını arttırmaktadır. Seçilmiş donör programı ve cerrahi logistitik anlamda da zorluklara sebep olabilmektedir. Bazı vakalarda seçilmiş grubun kısıtlı olması nedeniyle vericilik konusunda ortaya çıkan zorunluluk sebebiyle donörleri yetersiz bilgi sunumuna itebilmesidir. Bu durumda seçilmiş vericilik olmayacaktır. Diğer bir endişede seçilmiş donörlerin kimlik bilgilerinin alıcı tarafından bilinmesiyle kişisel gizliliklerinin ve yasal korunmalarının ortadan kalkmasıdır.

Bir diğer kavramda akraba veya arkadaş gibi bilenen kan gönüllülerinden alınan kanın ulusal gönüllü kan sisteminden daha güvenilir olduğunu yönündeki sorulardır. San Fransisco bölgesinde 12000 tahsis edilmiş donör üzerinde yapılan çalışmada enfeksiyon hastalıkları değerlendirmesinde pozitif sonuç açısından tahsis edilmiş vericilerden elde edilen kanla, allojenik genel verici havuzundan elde edilen kan arasında önemli bir fark olmadığı saptanmıştır 4 . Yenidoğanda hemolitik hastalıkla ilgili potansiyel risk açısından babadan anneneye eşler arası kan transfüzyonu önerilmemektedir. Alıcı immun baskılı bile olsa akrabalar arası hücresel kan komponentlerinin kanda "Graft-versus-host reaksiyonu" riskini arttırdığı saptanmıştır ve immunkompetent bir alıcı bile olsa irradiye kan kullanılması önerilmektedir5 . Her nekadar tahsis edilmiş donör uygulamasının belirgin bir avantajı belirlenmese de özellikle transfüzyonla ilgili endişeleri olan bazı hastalarda pozitif psikolojik destek sağladığı gerçektir. Birçok hastane ve kan bankasında tahsis edilmiş programına gitmektedir ve bazı eyaletlerde bu program için kanuni zorunluluk getirilmektedir.

Burada “Minimal Exposure Transfusion (MET) =Minimal Transfüzyona Maruz Kalmak)” söz etmek gerekir. Buradaki temel kavram transfüzyon kaynaklı infeksiyon ve diğer komplikasyonları sınırlamak için muhatap olunacak donör sayısını minimuma indirmektir. 6  Buna göre seçilen verici; genellikle ebeveynlerden biri; transfüzyon için birkaç hafta içerisinde çok sayıda kan verebilir. Ayni verici gerekirse cerrahi öncesi alıcı için aferez ile trombosit de verebilir. Eğer eritrosit, taze donmuş plazma ve trombositlerin birlikte transfüzyonu söz konusu olursa üç komponentide içeren tam kan ünitesi de ayni hasta için saklanabilir.

6.Verici kanına hangi testler uygulanmalıdır?

Verici kanının kan grubu antijen/antikorları ve enfeksiyon hastalıklarına ait "marker"lar açısından test edilmesi gerekmektedir. Buna göre donör kanında; ABO ve Rh antijenleri  tespit edilir ve "antikor saptama testi" ile istenmeyen eritrosit antikorları belirlenir.Eğer bir alıcı için anti-D dışında beklenmedik spesifik bir eritrosit antikoru için “crossmatch” yapılması istenmiyorsa verici üniteleri eritrosit antijenleri açısından A,B ve D dışında fenotip olarak taranmamalıdır. “D” (Rhesus antijeni) Rh pozitif veya Rh negatif olarak değerlendirilmektedir.

FDA, verici kanlarının hepatit B ve C virusları, HIV-1 ve HIV-2, “Human T-cell Lymphotropic Virus-Type I/II (HTLV-I/II)” ve sifiliz açısından enfeksiyon riskini minimalize etmek için test yapılmasını zorunlu kılmıştır. Özel bir grup alıcı da sitomegalovirus (CMV) açısından anlamlı morbidite taşımaktadır. Bu açıdan CMV bulaşıcılığını azaltmak için test gerekebilir. Tablo I de  uygulanan spesifik enfeksiyon testleri ile yürürlüğe girme tarihleri belirtilmiştir.7 1986 ve 1995 arasında da verici kanında  “non-A, non-B hepatit” için belirleyici olabileceği düşünülen ALT (alanin amino-transferaz ) ölçümü rutin olarak yapılmıştır. Yürürlüğe girdikleri tarihlerden bu yana test metodlarındaki gelişmeler de FDA tarafından onaylanmaktadır. Bu hassasiyet ve sıklıkla spesifitenin geliştirilmesi pencere periyodu ;yani viral enfeksiyon ile teste antikor varlığının belirlendiği  dönem; önemli derecede düşürülmüştür.  Ancak geçerli testlendirmede bazı HIV suşları , özellikle tip O suşunda; için hassasiyet azlığı vardır. Bu suşlar Batı Africa’nın sınırlı bir bölgesinde bulunmaktadır.

 

Tablo I:

Sifilis : Sifiliz için serolojik testler : 1940 yılından itibaren

Hepatitis:

HbsAg ( Hepatitis-B yüzey antijeni ;1971

Anti-HBc (Hepatitis B kor antijen antikoru);1987

-anti- HCV (Hepatitis C virus antikorları);1990

-HIV :     Anti-HIV-1;1985

               Anti-HIV-2”; 1992

               HIV Ag (p24 antijen);1996

HTLV-I/II  anti-HTLV-I/II; 1988

 

7. Kan grubu, tarama ve “crossmatch” arasındaki fark nedir?

“Grup&Tarama” transfüzyon öncesi hasta kanından alınan örnekte uygulanan  testlerdir. Hastanın eritrosit hücrelerinde ABO ve Rh  kan gruplarının varlığı tespit edilir. ABO grubu belirlenmesi hastanın eritrositleri anti-A ve anti-B reaktanları ile karşılaştırılarak ve ters tiplendirme olarak hastanın serumu A1 ve B reaktan hücreleri ile karşılaştırılarak yapılır. Hasta serumu, istenmeyen antikorların varlığını araştırmak için Antihuman globulin (AHG) tekniği (indirekt antiglobulin veya Cooms testi) kullanılarak duyarlandırılmış özel eritrosit hücreleri (tarama hücreleri) ile inkübe edilerek tarama yapılır. Bu tarama hücreleri genellikle iki veya dört tanedirler, eritrosit hücre antijenleri tek hücre bile olsa klinik olarak anlamlı derecede eritrosit antikor reaksiyonlarını indükleyecek şekilde hazırlanmıştır. Bu grup testler ortalama 45 dakika sürer. Eğer antikor tarama negatif ve hasta geçmişte beklenmedik antikorlarla ilgili bir öyküye sahip değilse ABO-uyumlu eritrosit ünitesi AHG crossmatch ile %99.99 dan daha fazla uyumluluk göstermektedir .8 ABO-  ve Rh- uyumlu kan stoklardan alınıp beş veya on dakika içerisinde kullanılabilir.

"Crossmatch" için, hasta serumu test tüpü içerisinde özel bir vericiden alınarak in vitro karşılaştırma için zenginleştirilmiş eritrosit hücreleri ile inkübe edilir. "Crossmatch" işlemi ABO uygunluğunu göstermek için kısa süreli inkübasyon (hızlı çevirme) için düzenlenebileceği gibi diğer tüm eritrosit antijenlerini belirlemek için AHG tekniği ile uzun süreli inkübasyon şeklinde de hazırlanabilir. Hızlı çevirmeli “crossmatch” 5-10 dakika alırken antiglobulin “crossmatch” en az 45 dakika sürer. “Crossmatch”,  yalnız grup ve tarama testleri (72 saatten daha az zaman önce) yapılmış ve eritrosit hücrelerinin transfüzyon ihtimali çok yüksek ise gerçekleştirilmelidir. Birçok merkez beklenmedik antikor saptanmayan hastaları için hızlı “crossmatch” tekniğini kullanmaktadır. Antihuman globulin tekniği ile “crossmatch” yalnızca öykülerinde veya serumlarında henüz yapılan değerlendirmede klinik olarak bulgu veren beklenmedik antikor saptanan hastalar için gereklidir.

8. “Komponent tedavisinin avantaj ve dezavantajları nelerdir?

Verici kanı alım sırasında antikoagülan içeren steril plastik torbalara toplanır. İntegral tüpleme ve satellit torbalar ile değişik  hızda santrifüj tekniklerleri kullanılarak tam kan farklı komponentlerine ayrıştırılır. Alınan kan ünitelerin çoğunluğu komponentlerine ayrılmazsa bu önemli kan ürünleri maalesef temin edilemez. Komponent tedavisinin primer avantajı hastaya ihtiyacı olan spesifik kan bölümünün verilmesidir. Böylece bir vericiden birçok hastanın yararlanması sağlanmış olur. Ayrıca gereksiz veya istenmeyen kan ürününün hastaya verilmesi de engellenmiş olur. Farklı kan ürünlerin hazırlanması her birinin optimal koşullarda saklanmasına da olanak sağlamaktadır.

Komponent tedavisinin major dezavantajı masif kan kayıplarında kullanımlarının sınırlı olmasıdır. Bu durumda komponent tedavisi yerine masif tam kan transfüzyon uygulaması daha doğru olacaktır. Ayrıca  bu ürünlerin birçoğu  oldukça pahalıdır ve tam kana göre transfüzyonları daha tekniktir. Komponent hazırlamak için donör sayısı arttıkça transfüzyona bağlı enfeksiyon riski de artmaktadır.

9) Bir kan ürününün transfüzyonuna başlamadan önce hangi veriler onaylanmalıdır?

Kan ürünlerinin transfüzyonuna karar verildikten sonra en önemli adım transfüzyonun güvenliğinden emin olmaktır , özellikle kayıt ve resmi işlemler sırasında ortaya çıkabilecek problemler ABO uyumsuz transfüzyonların en sık raslanan nedenidir.9 Ameliyat odasında anestezist ve cerrahi hemşireleri (circulating nurse) hasta bilgilerinde olabilecek hataları en son denetleyecek kişilerdir.   Kan ve kan ürünlerinin transfüzyonuna başlamadan önce spesifik bilgileri doğrulamak gerekir.

Hastanın dosyasında yer alan isim ve hastane protokolü, transfüze edilecek kan ünitesinin üzerinde yapıştırılan etiketteki isim ve hastane protokolü ile aynı olmalıdır. Anestezi uygulanan hastada da transfüze edilen ünitenin üzerindeki hastane protokolü ve hasta kimlik bilgileri anestezi formuna kaydedilmelidir. Hastanın ismi anestezi öncesi muhakkak sorulmalıdır. Kan ürünü üzerindeki tanımlayıcı numara da kaydedilmelidir. Anestezist ve hemşirenin kan ürünü üzerindeki numara ile üniteye yapıştırılmış etiketteki numara birbirinin ayni olmasına özellikle dikkat etmelidir. Etiketteki “ABO ve Rh tipi” ile ünite üzerindeki kan grubu da aynı olmalıdır. Verilecek ünitenin son kullanma tarihi infüzyondan önce kontrol edilmelidir. Acil durumlarda, kimliği bilinmeyen hastalara geçici bir isim  ve protokol numarası verilebilir. Kan ürününde bakteriyel kontaminasyonu gösteren renk değişikliği, pıhtı ve hava kabarcığı varlığına dikkat etmek gerekir. İliştirilmiş olan segmentlerden daha koyu olan kan ünitelerinde bakteriyel kontaminasyon olabilir.

 

ERİTROSİT HÜCRELERİ:

10) Hangi tip eritrosit ürünleri bulunmaktadır?

Tam kan üniteleri ortalama 500 ml’dir ve 450 ml kan ile eritrositin canlılığını sağlayan sitrat-temelinde antikoagülan koruyucu solüsyondan oluşur. Transfüze edilen kan hücrelerinin ömrünü uzatmak için sağlanan minimal standartizasyonla transfüzyonu sonrası 24 saat boyunca kan hücrelerinin en az %75’i alıcının dolaşımında canlılıklarını koruyabilecekleridir.10 Sitrat, fosfat , dekstroz–adenin (CPDA-1) solüsyonunda saklanan bir ünite tam kan,  35 günlük yarılanma ömrüne ve % 35 hematokrit değerine sahiptir. Akut kan kayıplarında eritrosit süspansiyonları ve kristalloid solusyonları etkin bir biçimde kullanılsalar da temel uygulama tam kan tranfüzyonudur.

Taze tam kan uygulaması, kardiyak cerrahide eritrosit, trombosit ve taze donmuş plazmanın kullanımına alternatifi olarak da değerlendirmeye alınmaktadır. 12 saat içerisinde transfüze edilen otolog veya allojenik kanın kan kaybını azaltırken trombosit ve taze donmuş plazma ihtiyacını da karşılayabileceği düşünülmüştür. İnfantlarda yapılan bir çalışmada daha önceden tarama testleri ile değerlendirilmiş bir vericiden temin edilen taze kan ile postoperatif daha az kanama olduğu belirlense de11 bu şartlarda kan teminine dair logistik problemler de tartışmalıdır. 12

Eritrosit Hücreleri; terimi "Torbada eritrosit" yerine artık sıklıkla tercih edilmektedir. Bir ünite tam kan, santrifüj ile eritrosit ve trombositten zengin plazmaya ayrılır. Sitrat, fosfat ve dekstroz-adenin (CPDA-1) antikoagülanı içinde toplanan eritrosit süspansiyonunun hematokrit değeri yaklaşık % 70 ve yarılanma ömr 35 gündür. Buna alternatif olarak 100 ml. "Adsol®, Nutricel® veya Optisol®" gibi solüsyonlar daha önceden CPDA-1 ile antikoagüle edilen eritrosit süspansiyonu içine eklenebilir. Böylece eritrosit hücrelerinin yarılanma ömrünü 42 güne kadar uzatır, viskozite azalır, hematokrit değeri de yaklaşık % 60'a düşürülür. Eritrosit süspansiyonları akut kanamalı hastalarda volüm sağlamak için uygulansalar da temel fonksiyonları kanın oksijen taşıma kapasitesini arttırmaktadır.

Degliserolize eritrositler; –65 veya daha düşük derecelerde dondurulmuş olarak en az 10 yıl saklanabilir. Gliserol, dondurma aşamasında hücreleri korumak için kullanılır ve transfüzyondan önce yıkanarak yokedilir. Ünitenin kullanılabilir olabilmesi için yıkanma işlemi şarttır ve degliserolize eritrositler 1-6 oC de 24 saat canlı kalabilirler. Bu yöntem özellikle nadir bulunan kan gruplarında veya eritrositlere karşı antikor geliştiği saptanan hastalara kan temininde tercih edilir. Ayrıca preoperatif olarak sitrat içerisinde maksimum depolama süresi olan 42 gün boyunca yeterli miktarda  kan veremeyen otolog vericiler için de endikedir. Önceden belirttiğimiz gibi 42 gün koruyucu solüsyon içerisinde eritrositlerin maksimum saklanma süresidir. Degliserolize eritrosit yıkanmasına rağmen üzerinde küçük miktarda serbest hemoglobin pembemsi tortu halinde saptanabilir. Bu tortunun koyu kırmızı veya bulanık olması halinde kanın kan bankasına mutlaka iade edilmesi gerekmektedir. 

Günümüzde üçüncü jenerasyon lökosit filtreleri ile verici lökositlerinin %99.9’unu tutmak mümkün olmaktadır. Bu daha önceden kullanılan hücre yıkama ve santrifuj uygulaması tekniklerinden daha efektiftir. Lökositi azalmış eritrositler; daha önceden çok sayıda febril non-hemolitik  tranfüzyon öyküsü bulunan hastalarda, sık transfüzyon gereken olgularda lökosit antijenlerine karşı alloimmunizasyon riskini sınırlamada, immunbaskılanması olan hastalarda sitomegalovirus infeksiyonlarını önlemede tercih edilir. 13

Yıkanmış eritrositler kanın serum fizyolojik ile santrifüj yöntemi ile yıkanması sonucu plazmadan tüm sitokinler ve bazı lökösitlerin uzaklaştırılması ile hazırlanır. Daha önceden transfüzyon veya Immunglobulin A eksikliğine bağlı ciddi allerjik tranfüzyon reaksiyonları saptanan hastalarda tercih edilmektedir. Yıkanmış eritrosit süspansiyonları genelde standart kan filtreleri ile verilir,  hepatit veya diğer enfeksiyonların bulaşma olasılığını vardır ve açık sistemde yıkama işleminin bakteriyel kontaminasyon riski taşıması nedeniyle yıkanmış eritrositler 24 saatten daha fazla saklanmamalıdır. 14

İrradiye tam kan veya eritrosit hücreleri; hazırlanan kan komponentlerine standart dozda iyonize radyasyona uygulanması ile hazırlanır. Bu yöntem özellikle prematür yenidoğan veya yüksek riskli immunbaskılı hastada (kemik iliği veya solid organ transplantasyonu yapılan hasta gibi) canlı lökositlerin fonksiyonlarını kısıtlamakta (transfüzyon kaynaklı “Graft versus host” hastalığı olasılığını azaltmak için) kullanılır. Gama irradiasyonunu takiben eritrosit hücre yapısına ait belirgin bir yan etkiden söz edilmese de potasyum seviyesinde  belirgin artış ve plazma serbest hemoglobin düzeyinde yükselme ile seyreden  hafif bir fonksiyon kaybından söz edilmektedir. 15

11) Eritrosit hücresi transfüzyonunda yeterli volüm nasıl hesaplanır?    

Eritrosit hücreleri klinik belirti veren anemik hastalarda oksijen taşıma kapasitesini düzenlemek ve desteklemek için uygulanır. Orta derecede hemoraji veya eritrosit kitlesinde belirgin azalma oluşmadan meydana gelen sıvı kaybına bağlı hipovolemi durumlarında volümün kristalloid veya kolloid solüsyonlarıyla tamamlanması yeterli olacaktır. Transfüze edilecek volümün hesaplanmasında hastanın hematokrit değerinin, kan hacmi ve hidrasyon durumunun bilinmesi gerekmektedir.

Erişkinlerde, eritrosit süspansiyonunun bir ünitesi alıcının hematokrit değerini  %3, hemoglobin değerini  %1 gr/dl oranında arttırır.16 Ayrıca 10 ml/kg eritrosit süspansiyonu hematokrit değerini  % 10 oranında arttırır olarak da hesaplama yapılabilir. Alıcının hematokrit değerindeki yükselme birçok faktöre bağlıdır. Alıcının vücut volumü, vücut alanı, antikoagülan-koruyucu solüsyon kullanımı ve kanın depolanma süresi bunların başlıcalarıdır.

12) Cerrahi hastalarda postoperatif dönemde “güvenli anemi” sınırı var mıdır?

Son yıllarda insanlarda basit bir stresin intravasküler volüm değişmese de  dolaşımdaki eritrosit volümünü akut olarak % 15 - 30 oranında azalttığı saptanmıştır. 17 Daha ileri seviyelerdeki düşmeler ise ancak oksijen desteği ile tolere edilebilmektedir. Genç ve sağlıklı cerrahi hastalarında % 30-40'lara varan kan volüm kayıpları kristalloid replasmanı ile  tolere edilebilmektedir.18 Total kan volümünün %40'ından fazlasının kaybı ise hayatı tehdit edicidir. Tüm hastalarda tanımlanmış tek bir minimin hemoglobin seviyesi yoktur. Aneminin tolere edilebilmesinde en önemli yaklaşımlar; normovoleminin devam ettirilmesi ve kompensatuar mekanizmalar olan kardiyak atım volümü ve 2.3 Difosfogliserat seviyesini arttırarak oksijen transportunu iyileştirmektir.19  Kronik anemi, akut anemiden daha kolay tolere edilebilir. Kardiyak patolojisi veya aterosklerotik akım-dirençli lezyonları olan hastaların anemiye adaptasyonları sınırlıdır. Gerçekte hastaların anemiye toleransının  değerlendirilmesinde ve transfüzyon endikasyonu konulmasında hastanın o anda ki intravasküler volümü, anemi süresi/ derecesi, kardiyopulmoner fonksiyonları  ve kan dolaşımı etkileyen diğer patolojilerin  varlığı dikkatle incelenmelidir. Transfüzyon kararında; hastalık nedeni, cerrahi türü ve travmaya bağlı olarak gelişen oksijen gereksinimi ile tranfüzyona bağlı enfeksiyonların;  hepatit ve AIDS de dahil olmak üzere;  bulaşma riski arasındaki  denge endikasyondaki temel belirleyici olmalıdır. “ASA Kan Komponent Tedavisi için Uygulama Kılavuzu” 18  eritrosit transfüzyonunun hemoglobin konsantrasyonunun 10 gr/dl 'den fazla olduğu durumlarda nadiren, hemoglobin konsantrasyonunun 6 gr/dl'nin altında olduğu durumlarda ise her zaman endike olduğunu belirtmektedir. Hemoglobin değeri 6-10 gr/dl değerleri arasında ise transfüzyon kararı hastanın  oksijenasyonasyon gereksinimi  ile risklerin değerlendirilmesi sonucu  verilmelidir. 18

13) Acil kan transfüzyonu gereksinimi olan hastalarda “crossmatch” işleminin tamamlanması beklenemiyorsa ne yapılmalıdır?

Kan hazırlanması sırasında “crossmatch” işlemi beklenemiyorsa, acil transfüzyon gereksinimi hastanın klinik durumu ve kan bankası kapasitesine göre çeşitli yollarla karşılanabilir. Çoğu hasta hemoglobin ve buna bağlı oksijen taşıma kapasitesindeki akut azalmayı tolere edebilir. Hızlı kristalloid veya kolloid solüsyonları akut kan kayıplarında intravasküler volümü arttırarak özellikle vital organlara oksijen taşınmasına katkıda bulunabilir. Ancak bu solüsyonların aşırı infüzyonunun da organizma için yan etkileri olduğu unutulmamalıdır. (örneğin torsiyone yaralanmaların penetrasyonu gibi). 20 Kardiyak, pulmoner veya serebrovasküler bir patolojisi olan hastada akut anemi riskli ise ve “crossmatch” beklenecek vakit yoksa klasik “crossmatch” yapılıncaya kadar "grup spesifik kan" veya 0 Rh (-) tip eritrositler “crossmatch” beklenmeden verilebilir. Erkekler veya postmenapozal bayanlarda, 0 Rh(-) tip eritrosit süspansiyonu uygulanabilir. “Crossmatch” yapılmamış kan uygulaması nispeten güvenilir bir yaklaşımdır21 , çünkü crossmatch ile uygunsuz antikor saptanması riskinin transfüzyon öyküsü olanlarda (% 1) iken transfüzyon uygulanmayanlarda (% 0.1) gibi son derece düşük bir olasılık olduğu bildirilmektedir. “0 Rh (-)”kan grubu   transfüzyon eğer çok sayıda ve tam kan şeklinde uygulanırsa (Anti-A ve Anti-B antikorları içerdikleri için) hemolize sebep olabilmektedir. Bu nedenle iki ünite “0 grubu” tam kan transfüzyonundan sonra hastanın kendi kan grubuna dönülmemesi tavsiye edilmektedir. 22 Hastanın kendi spesifik kan grubuna ancak kan bankasının tekrarlanan testler sonucu güvenli olduğunu söylemesi ile dönülebilir. “O” kan grubu eritrosit hücresi transfüzyonu sırasında anti-A ve anti-B antikorlarının pasif olarak hastaya verilmesi nadir bir problemdir.

14) Hangi tür intravenöz solüsyonlar eritrosit hücreleri ile uyumludur?

“Adsol” Ò gibi kimyasal içerikli ek solüsyonlar kullanıldığında, hızlı infüzyon yapılsa da eritrositlerin dilüsyonuna gerek yoktur.23 Eritrositlerin saklanması sırasında hematokrit değeri % 70-80 gibi yüksek  değerlere ulaşabilir bu durumda eritrosit süspansiyonlarının 60-100 ml %0.9 salin ile dilüe edilmesi halinde minimal hemolizle hızlı infüzyon sağlanabilir. Yavaş infüzyon hızlarında eritrosit preparatlarına kalsiyum içeren solüsyonlar eklememelidir, çünkü kalsiyum, sitrat antikoagülanı ile yapışma/şelat meydana getirerek küçük pıhtıların oluşumuna neden olabilir. 24 % 5 Dextrozun sudaki çözeltisi gibi hipotonik solüsyonlar da  eritrositlerin dilüsyonunda kullanılmamalıdır. Çünkü, hücre kümeleşmesi veya hemolizine neden olabilirler. Uygun dilüentler, serum fizyolojik veya “kalsiyum içermeyen” isoosmolar elektrolit solüsyonlarıdır.25 Ticari açıdan tam içerikli elektrolik solüsyonları henüz tanımlanmadığından, en güvenli uygulama yalnız salin kullanılmasıdır. Diğer yandan serum fizyolojik dışında isoosmolar solüsyonların (örneğin Ringer laktat gibi) kanla birlikte infüzyonu ile ilgili klinik problemler genelde bildirilmemektedir; yine de kullanımda tercih edilmemelidir.

15) Kan komponentlerinin uygulanmasında kullanılan filtreler nelerdir?

Transfüzyon sırasında antikoagülan kullanılmasına rağmen verici kanında oluşabilen küçük pıhtıların toplanması için filtrasyona gereksinim vardır. Standart kan verici setler 170 mm ebadında gözenekli filtrelere sahiptir. Bu filtreler hızlı infüzyona izin verirler ve eritrosit,trombosit, granülosit konsatreleri, taze donmuş plazma veya kriyoprespitatların transfüzyonunda kullanılırlar. Ancak saklama sırasında trombosit, lökosit ve eritrositler mikroagreganlar oluşturabilir. Bu mikroagregatlar 170 mm filtreden geçebilir ve pulmoner sirkülasyona karışabilirler. Ancak aşırı transfüzyon yapılan hastalarda mikroagregat (20- 40 mm) filtreler kullanılsa da akut sıkıntılı solunum sendromu insidansında azalma saptanmamıştır.26 Rutin transfüzyonlarda masif transfüzyon yapılsa bile mikroagregat filtrelerinin kullanılma endikasyonu yoktur. Mikroagregat filtreler özellikle kardiyopulmoner “by-pass” sırasında mikroagregatlerin dolaşıma girişine engel olmak için kullanılabilir.

Lökosit-uzaklaştırıcı filtreler; transfüzyon sırasında lökositleri %99 oranında tutarak hemolitik olmayan febril reaksiyonların azalmasında (Alıcı antikorları ile verici lökositleri arasında gelişir), sitomegalovirus transmisyonunu önlemede, insan lökosit antijen (Human Leukocyte antigen=HLA) alloimmünizasyonu ve trombosit geçişini sınırlamada yararlıdır. Bu filtreler pahalıdır ve kesin endikasyonları henüz netlik kazanmamıştır. Eritrosit veya trombosit transfüzyonu için farklı özelliklerde  lökosit azaltıcı filtreler imal edilmiştir.

TROMBOSİTLER

16) Trombositler nasıl hazırlanır?

Trombosit süspansiyonlarının hazırlanmasında iki çeşit kan toplama tekniği vadır. Trombositler  ferez  (tek-verici) yöntemi ile tek gönüllü vericiden  aferez ile elde edilebilir. Bu işlem için büyük miktarlarda verici kanı ekstrakorporeal sirkülasyona alınır ve komponentlerine ayrılmak üzere  santrifüje edilir. Eritrosit ve plazma vericiye tekrar verilirken trombositler torbalarda toplanır. Tek verici 3-5 x 1011 sayısında veya 200 - 400 ml plazmanın 6 - 10 ünite verilmesi ile sağlayabileceği miktarda trombosit sağlayabilir. Tromboferezis trombosit için verici sayısını en aza indirir.

Trombositler (rasgele verici trombositleri ile) alınma süresi 8 saati geçmemiş tam kandan hazırlanır. Burada yaklaşık 500 ml tam kan sitratlı antikoagülan/ koruyucu solüsyon ile toplama torbalarına alındıktan sonra santrifüje edilir. Santrifüj işleminden sonra “trombositten zengin plazma” sistemdeki boş torbaya ayrılır. Bu “trombositten zengin plazma” tekrar santrifüje edilir ve bir ünite trombosit konsantresi ve 1 ünite plazmaya ayrılır. Her trombosit ünitesi 50 -  70 ml.’lik plazmada yaklaşık 5,5 x 1010  sayısında trombosit içerir. 10 ünite kadar trombosit tek bir torbada birlikte saklanabilir.

Trombosit ve tromboferez süspansiyonlarının her ikisi de oda sıcaklığında (20o - 24oC) trombosit agregasyonunu önlemek için sürekli ve yavaşça karıştırılarak 5 güne kadar saklanabilir. Trombosit süspansiyonları çok az sayıda eritrosit içerdikleri için “ABO spesifik” trombosit hazırlanması gerekli değildir. Bunun yanında, değişik “ABO gruplarından” toplanan trombosit komponentlerinin uygulanması farklı anti-A veya anti-B içeren plazmalarında hastaya aktarılması anlamına geldiği için alloimmünasyon veya direkt antiglobulin testinde zayıf pozitiflik ile sonuçlanabilir. Trombositler, direkt olarak trombosit seti veya 170 micron filtreli komponent verme seti ile infüze edilebilir. Mikroagregat filtreler (20- 40 micron) trombositlerin çoğunu tutacağı için kullanılmamalıdır.

17)Trombosit süspansiyonu uygulama endikasyonları nelerdir?

Trombosit süspansiyonları trombosit sayı yetersizliği (trombositopeni) veya trombosit fonksiyon bozukluklarında (trombositopati)  uygulanmalıdır. Erişkin bir hastada bir ünite trombosit süspansiyonu trombosit sayısını yaklaşık 5-10x109 /L arttırır. Mikrovasküler kanaması olan cerrahi veya obstetrik  hastalarında trombosit sayısı <50x109/L ise trombosit transfüzyonuna ihtiyaç vardır eğer trombosit sayısı >100x109 /L ise nadiren transfüzyon gerekir.18  50-100x10 9 /L  arasındaki trombosit miktarlarında operasyon türü, beklenilen ve mevcut kan kaybı, mikrovasküler kanamanın derecesi, ilaç tedavisi, trombosit fonksiyonu ve koagülasyonu etkileyen üremi gibi metabolik bozukluklar trombosit transfüzyonu için dikkatle değerlendirilmesi gereken faktörlerdir. Minimal kanama düşünülen cerrahi işlemlerde hastaların  trombosit sayısının <50x10 9 /L olması kabul edilebilir. Diğer tedavilere yanıtsız mikrovasküler kanama veya aspirin gibi trombosit- inhibe edici ilaç kullanma öyküsü olan hastalarda trombosit sayısı 100x10 9 /L civarında bile olsa transfüzyon endikedir.

Trombosit yıkımı ile seyreden (İdiyopatik trombositopenik purpura gibi) kronik trombositopenik hastalarda proflaktik trombosit uygulaması önerilmemektedir.

TAZE DONMUŞ PLAZMA

18) Taze donmuş plazma nasıl hazırlanır?

Tam kandan eritrositlerin ayrılmasından sonra kalan trombositten zengin plazma trombositlerin ayrılması için santrifüje edilir. Kalan plazma 170-250 ml'lik volümde tüm kan koagülasyon fraktörlerini, fibrinojen ve diğer plazma proteinlerini içerir. 22,27 Flebotomiyi takip eden 8 saat içerisinde, plazma ısı-duyarlı ("labil") koagülasyon faktörleri V ve VIII 'in inaktivasyonunun önlemek için dondurulur. -18o C'den soğuk ısılarda taze donmuş plazma koagülan faktörlerinin minimal aktivite kaybı ile  bir yıla kadar saklanabilir. Taze donmuş plazma uygulamadan önce 30o - 37o C'lik su banyolarında  çözülmelidir. Bu işlem yaklaşık 30 dakikalık bir süre gerektirir. Çözünme işleminden  sonra taze donmuş plazma üniteleri 1 - 6o C'de saklanmalı ve 24 saat içerisinde transfüze edilmelidir. Taze donmuş plazma 170 micron filtreli komponent uygulama seti ile verilmelidir.

19)Taze donmuş plazma uygulama endikasyonu nedir?

Taze donmuş plazma, “aktive parsiyel tromboplastin zamanı (aPTT)” veya “protrombin zamanı (PT)”'nın normalden 1,5 kat fazla uzamasıyla 18 veya bir koagülasyon Faktörünün % 25'ten daha fazla azalmasıyla 22 sonuçlanan konjenital veya kazanılmış koagülopatilere bağlı mikrovasküler kanamaların tedavisinde uygulanır. Aktif kanaması olan veya acil cerrahi müdahaleye gerek görülen kumadin kullanıcı hastalar da taze donmuş plazmadan yarar görebilirler. Ancak yeterli zaman varsa parenteral K vitamini uygulaması da 6-12 saat içerisinde hastayı transfüzyon riskleri ile karşı karşıya bırakmadan aynı etkiyi gösterir. Taze donmuş plazma, masif hemorajilerde volüm genişletici veya nütrisyon kaynağı amacıyla proflaktik olarak transfüze edilmemelidir. Bir üniteden fazla kan tranfüze edilen hastaların takibinde “PT ve PTT”  spesifik olamaz. Bu durumda taze donmuş plazma transfüzyon endikasyonu ancak faktör eksikliğine bağlı mikrovasküler kanamaların varlığında verilmelidir.18 Taze donmuş plazma endikasyonu var ise uygulanması gereken doz  plazma Faktör konsantrasyonu en az % 30’a yükseltecek şekilde hesaplanmalıdır. Genelde 10-15 ml/kg'lık taze donmuş plazma uygulaması yeterlidir. ”Kumadin” etkisini acilen antagonize etmek için  5-8 ml/kg doz uygundur. 18

KRİYOPRESİPİTAT

20) Kriyopresipitat nasıl hazırlanır ve uygulanır?

Kriyopresipite edilmiş anti-hemofilik faktör veya kriyopresipitat, taze donmuş plazmadan hazırlanır. Taze donmuş plazma torbası 1o - 6o C de yavaşca çözüldüğünde beyaz jelatinöz kısım kalır.Bu soğukda çözünmeyen presipitat santrifüjle ayrılır ve -18 o C'de hemen yeniden dondurulur. Presipitat  bu ısıda 1 yıl kadar saklanabilir.27 Her kriyopresipitat ünitesi 80-150 Ünite Faktör VIII ünitesi, 150-250 mg Fibrinojen, von Willebrand, Faktör XIII ve 5-15 ml fibronektin içerir. Kriyopresipitat Faktör VIII eksikliği için veriliyorsa çözünmeden hemen sonra 4-6 saat içinde transfüze edilmeli ve 170 micron komponent filtresi kullanılmalıdır. 14

21) Kriyopresipitat uygulama endikasyonları nelerdir?

Kriyopresipitat konjenital veya kazanılmış fibrinojen ve Faktör VIII veya XIII eksikliğinde kullanılır. Kriyopresipitat, konjenital fibrinojen eksiklikleri veya von Willebrand hastalığında desmopressine (1-desamino-8-d-arginin vazopressin:  “DDAVP”) yanıtsız halinde kanaması olmayan perioperatif veya peripartum hastalarda proflaktik olarak verilebilir.18  Kriyopresipitat, hemofili A ve Von Willebrand hastalığı için rutin uygulamadır. Ancak Von Willebrand Hastalığı için orta pürifikasyonda “Faktör VIII” konsantreleri ve Hemofili A için rekombinant veya yüksek pünfikasyonda Faktör VIII konsantreleri daha etkin ve güvenilir olmaları nedeniyle uygulamada tercih edilmektedir. Orta derecede pürifiye preparatlar Faktör VIII’in von Willebrand komponentini , yüksek derecede pürifiye ürünler ise Faktör VIII 'in Hemofili A komponentini ağırlıklı olarak içermektedirler. Kriyopresipitat ve Faktör VIII konsantresinin dozu hesaplanan plazma volümü ve cerrahi işlem için gerekli koagülasyon faktör aktivitesi kararlaştırılarak hesaplanır. Konjenital Faktör VIII eksikliği tedavisinde hematologlar ile koordine olunması şarttır. Fibrinojen replasman tedavisinde, devam eden bir tüketim veya masif kanama yoksa her 10 kg’lık vücut ağırlığı için uygulanacak 1 ünite kiyoprresipitat plazma fibrinojen seviyesini  yaklaşık 50 mg/dl artırır.28  Fibrinojenin hemostatik seviyesi 100 mg/dl'den az veya ona eşittir. Kriyopresipitat “Faktör V” içermediğinden trombositopeni ve diğer faktör eksiklikleri ile birlikte seyreden dissemine intravasküler koagülopati tedavisinde (DIC) tek başına etkili olamaz.14 Bu nedenle dissemine intravasküler koagülopatide kriyopresipitatın taze donmuş plazma ve trombosit konsantreleri ile birlikte verilmesi gerekmektedir.

DİĞER PLAZMA TÜREVLERİ

22) Kullanılmakta olan diğer plazma türevleri nelerdir?

Koagülasyon eksikliğinin tedavisi için çok sayıda plazma türevi bulunmaktadır. Faktör VIII konsantreleri, Faktör VIII eksikliğini (Hemofili A) tedavi için bulunmaktadır. “Konsantre Faktör VIII” uygulamasının başlangıcında enfeksiyöz hastalık bulaşma riski bulunmasına rağmen29,30 pürifikasyon teknikleri ve  tarama testlerindeki  gelişmeler hastalık geçişini dramatik olarak azaltmıştır.31 “Rekombinant Faktör VIII C”nin geliştirilmesi insan plazması kökenli Faktör VIII kullanımını sınırlamıştır. “Rekombinant Faktör VIII C”nin viral enfeksiyon taşıma riskinin bulunmaması uygulamadaki majör avantajıdır. Hafif Faktör VIII eksikliği ve von Willebrand hastalığı kısmen “DDAVP” ile düzeltilebilir. DDAVP uygulanmasının tipik etkisi  dolaşımdaki Faktör VIII ve von Willebrand Faktör (vWf) düzeylerindeki belirgin yükselmedir.32

Faktör VIII konsantrelerine ek olarak, koagülasyon bozukluklarda üç spesifik plazma türevi daha vardır. Bunlar Faktör IX kompleksi (protrombin kompleksi), Faktör IX konsantresi  ve Antitrombin III (ATIII) konsantresidir. Faktör IX kompleksi, Faktör IX'a ilaveten Faktör II , Faktör VII ve Faktör X'un klinik düzeydeki miktarlarını da içerir. Bu nedenle temelde FIX eksikliğini tamamlamanın yanında (hemofili B veya Christmas hastalığı), FIX kompleksi Vitamin K-bağımlı faktörlerin izole eksikliklerinin tedavisinde ve varfarine bağlı hemorajinin düzeltilmesinde de kullanılabilir. Ancak, bu ürün hemostatik sistemi aktive ederek “ATIII” eksikliği ile seyreden karaciğer hastalıklarında trombosis ve dissemine intravasküler koagülasyon riskini arttırabilir. Aksine, FIX konsantreleri Faktör II, VII ve X'un sınırlı miktarlarda içerdiğinden sonuçta daha az trombojeniktir ve bu nedenle izole Faktör IX eksikliklerinin düzeltilmesinde tercih edilmektedir.14,33 Rekombinant Faktör IX’da şu anda gündemde olup  enfeksiyon riski olmaması avantajını taşımaktadır.

“ATIII” eksikliği aslında konjenitaldir, ancak kazanılmış da olabilir. “ATIII” trombinin majör plazma inhibitörü olduğundan “ATIII” eksikliği olan hastalarda  tromboembolizm eğilimi fazladır. “ATIII” ayni zamanda, aktive serum proteaz faktörler; II, IX, X, XI ve XII; üzerinde de önemli inhibitör rol oynar. Heparinin antikoagülan etkisi “ATIII”ün inhibitör aktivitesine bağlı olduğundan, orta derecede “ATIII” eksikliği olan hastalarda antikoagülan tedavi uygulanıyorsa “ATIII replasman tedavisi” gerekmektedir. Bu bilgi özellikle majör kardiyovasküler cerrahi ve kardiyopulmoner “bypass” sırasındaki heparinazisyon işlemi için son derece önemlidir. “ATIII” plazma düzeyinin düzenlenmesinde “ATIII” konsantresi olarak hazırlanan ticari ürünler kullanılabilir. Proflaktik amaçlı ATIII konsantresi, uygulaması özellikle yüksek oranda tromboemboli riski taşıyan herediter ATIII eksikliği olan hastaların (plazma seviyesi normale göre %50 veya altında) cerrahi veya obstetrik girişimleri esnasında önerilmektedir.34

TRANSFÜZYONUN YAN ETKİLERİ:

23) Transfüzyon sırasında enfeksiyon hastalıklarının bulaşma riski nedir?

Verici tarama yöntemlerinde ve alınan kan ürünlerinde geliştirilen testler transfüzyona bağlı enfeksiyon insidansının belirgin derecede azaltımıştır ve kan kaynakları çok güvenlidir. Halen alınan kanın güvenliği için en büyük tehdit, kanın pencere periyodunda enfeksiyonu olan olan ve mevcut laboratuvar testleriyle tespit edilemeyen seronegatif bireylerden alınmasıdır. Son veriler HIV, human T-cell lenfotropik virüs (HTLV), hepatit C virüs (HCV) ve hepatit B virüs (HBV)'un transmisyon riskinin 1/34000 ünite olduğunu göstermektedir. HCV ve HBV  viral  bulaşıcılığa ait kalan risk %88’in den sorumludur.35

Birçok vakada, transfüzyonu takiben oluşan enfeksiyonun kaynağı kan değildir. Transfüzyonla bulaşmanın kanıtı için serokonversiyon veya alıcıdaki yeni enfeksiyonun belgelenmesi ve hem alıcı, hem vericide enfeksiyon ajanının genomik tanımla izole edilmesi gerekmektedir. Transfüzyona bağlı bulaşmanın kanıtı, transfüzyondan sonra alıcıdaki serokonversiyonun ve/veya vericide sözkonusu enfeksiyona ait markerinin tanımlanmasıdır. Transfüzyonla geçen HIV enfeksiyonunun tanısı sıklıkla kan merkezlerinde başlatılan “geriye yönelik değerlendirme işlemi” ile tespit edilebilmektedir. “Geriye yönelik değerlendirme” kan verdikten sonra  HIV tespit edilen vericilere ait kanın transfüze edildiği alıcıların saptanmasıdır.

Hepatit :

Posttransfüzyon hepatiti klinik olarak ortaya çıkabilir ama olguların büyük kısmı subkliniktir. 1990'da HCV testinin sunulması ve daha sonra geliştirilmiş testin devreye girmesi ile HCV insidansını yaklaşık  1/103 000’e düşürmüştür. Bu olguların sadece % 10 - 20 'sinde klinik olarak karaciğer hastalığı gelişirken %90 oranında kronikleşme riski vardır. Yaklaşık 25 yıldır testi yapılabilen HBV 'nin insidansı 1/63000 olarak hesaplanmıştır.35 Taşıyıcılık durumu olmayan hepatit A nadiren transfüzyonla ilişkili olarak görülür. Günümüzde yeni bulunan hepatit G virüsü ile hepatit arasındaki ilişki oluşturulmamıştır.  Şu anki düşünce, non-A, non-B, non-C hepatit olgularının çoğu hala keşfedilmemiş hepatit ajanları veya viral olmayan nedenlere bağlı olduğudur.

 

“Human Immunodeficiency” Virüs Tip I ve II

HIV-I Antikor testi 1985'de, HIV-II testi 1992'de uygulamaya girmiştir. HIV'ın transfüzyonda bulaşma riski en son olarak 1/450000 ile 1/660000 arasında hesaplanmıştır.35, 37 “HIV-I p24” antijeninin 1996'da  tanımlanmasından önce yılda test ile tanımlanamayan 18 ile 27 enfeksiyöz bağışının yapıldığı saptanmıştır ancak bu antijen testi ile  oran  % 25 azalabilecektir.38

“Human T-Lymphotropic” Virüs (HTLV) ;Tip I ve II

HTLV- I ve II 'nin taransfüzyon ile bulaşması sellüler kan komponentleri ile sınırlıdır. Hesaplanan transmisyon insidansı 1 / 641000'dir.35 HTLV- I enfeksiyonu ile iki hastalık ilişkilidir:  1) Kronik dejeneratif nörolojik bir hastalık, HTLV-I ile ilişkili myelopati  (HAM) veya tropikal spastik pearaestezi (TSP); ilerleyici alt ekstremite güçsüzlüğü , spastisite, sensorial defisit ve üriner inkonstinans ile karakterizedir.  2) Adult T-cell lösemi / Lenfoma, hastada nörolojik veya neoplastik bir hastalık gelişme olasılığı % 4’den daha az olarak düşünülmektedir.39 HTLV-II enfeksiyonunun sonuçları henüz tam açık olmasa da HAM / TSP'ye sebep olabilmektedir.

“Cytomegalovirus”

CMV tranfüzyonla geçebilir, ancak immun sistemi yeterli olanlarda nadirdir. Düşük doğum ağırlıklı yenidoğanlar veya kemik iliği/ solid organ tranplant alıcıları gibi immünitesi baskılı hastalarda yaşamı tehdit eden multisistem hastalığa neden olabilir. CMV hastalığı için risk altında olan hastalarda lökositi azaltılmış veya CMV-negatif sellüler kan komponentlerinin kullanılması enfeksiyonu önlemek için tavsiye edilmektedir.

Diğer Enfeksiyöz Ajanlar

Paraziter hastalıkların (malarya, babesiosis, toksoplazmosis ve Chagas hastalığı) görülme riski Amerika Birleşik Devletlerin’nde çok düşüktür. Sifilizm de geçişi çok nadirdir, çünkü Treponema pallidum 4o C saklama koşullarında uzun süre yaşayamayan frajil bir organizmadır. Diğer potansiyel bulaşma riski olan hastalıklar,  Epstein-Barr virüs, “leishmaniasis”, “Lyme” hastalığı, brusellosis, B-19 parvovirüs ve birçok “human herpes” virüsleri olarak belirtilebilir.

24) Hemolitik transfüzyon reaksiyonlarının belirtileri nelerdir?

Hemolitik transfüzyon reaksiyonları (HTR) eritrosit hücrelerinin lizisini kapsar. Hemoliz, intravasküler veya ekstravasküler sahada verici ve alıcı arasındaki immün uyumsuzluk veya immün olmayan mekanizmaların sonucu oluşabilir.

İmmun Reaksiyonlar

Akut hemolitik reaksiyonlar sıklıkla uygunsuz ABO transfüzyona bağlı olarak ortaya çıkar. Fatal HTR insidansı 1/30000 ile 1/700000 eritrosit transfüzyonudur fakat ABO-uyumsuz eritrosit transfüzyon insidansı 1/33000 ünite olarak belirtilmiştir.41 Yaklaşık 10-20 ml yanlış kan grubu transfüzyonu hemolitik reaksiyonun bulgu ve belirtilerini ortaya çıkarır. Hatalı kan transfüzyonlarının çoğu hasta kayıt veya sistem hatalarına bağlı olarak hastaya yanlış eritrosit hücresi transfüzyonuna bağlıdır. Reaksiyonun şiddeti genellikle uygunsuz kan transfüzyonunun miktarı ve uygunsuzluğun tipiyle orantılıdır. Klasik belirtiler titreme, ateş, bulantı, göğüs ve yan ağrısıdır. Genel anestezi sırasında, hemoglobinüri, kanama diyatezi ve açıklanmayan hipotansiyon  yanlış kan transfüzyonu için önemli belirtilerdir.

Akut hemolitik reaksiyondan şüphelenildiği zaman transfüzyon hemen durdurulmalıdır. Durum hemen kan bankasına bildirilmeli ve “crossmatch” yapılmış bütün üniteler yeniden kontrol edilmelidir. Tedavi doğrudan en ciddi komplikasyonlara -akut böbrek yetmezliği ve koagülopati- yönelik olmalıdır. Minimum idrar çıkışı 1-2 ml/kg/saat olacak şekilde intravenöz sıvı uygulanmalıdır. Furosemid uygulanabilir,  düşük doz dopamin renal kortikal kan akımını arttırabilir, hipotansiyon tedavisinde de yararlı olacaktır. Laboratuar değerlendirmesi; idrar ve plazma hemoglobin düzeylerini, hemolizi doğruluyan diğer testleri (Direk antiglobulin testi, bilirübin, haptoglobulin) ve temel koagülasyon testlerini (trombosit miktarı, parsiyel tromboplastin zamanı, fibrinojen seviyesi) içermelidir.

Sıklıkla gecikmiş reaksiyon olarak tanımlanan immun ekstravasküler reaksiyonlar, hastanın ABO antijenlerinden farklı antijen ve denetlenemeyen alloantikor içeren eritrosit hücrelerinin transfüzyonunu takiben gelişir. Transfüze edilen eritrosit hücreleri başlangıçta canlıdır ancak günler veya haftalar içinde hemoliz başlar. Bu reaksiyonlar transfüzyon öncesi uygunluk testleri ile anlaşılamaz bu nedenle önceden engellenemez. Reaksiyon sadece hemoglobin düzeyinde azalma ve eritrosit transfüzyonuna açıklanamayan yanıtsızlık ile ile sınırlı kalabilir. Laboratuar bulguları pozitif direkt antiglobulin (Coombs) testini ve açıklanamayan bilirübin yükselmesini içerir. Eritrosit transfüzyonunu tekrarlamak dışında herhangi bir tedavi gereksinimi yoktur. 

İmmün Olmayan Reaksiyonlar

İmmun olmayan hemoliz genelde kan alımı yada uygulanması sırasında gösterilecek özenle önlenebilir. İmmun olmayan hemoliz,  eritrositlerin hipotonik veya hipertonik solüsyonlarla verilmesi (örneğin  % 5 veya % 50 lik Dextroz ) veya  kanın transferi, depolanması veya uygulanması esnasındaki termal hasarlanma oluşabilir.  Donmuş eritrositlerin  uygunsuz degliserolizasyonu ile de ortaya çıkabilmektedir.

25) Tranfüzyon sırasında ürtiker gelişirse ne yapmak gerekir?

Ürtiker, genellikle plazma ile transfüse edilen allerjenlerin hastanın doku mast hücreleri ile etkileşime girmesi sonucu degranülasyon ve farklı birçok inflamatuar mediatörün salınımı ile ortaya çıkar. Reaksiyonların çoğu hafiftir. Eğer ürtiker gelişirse hipotansiyon veya diğer “anaflaktik transfüzyon reaksiyon semptomları" ortaya çıkmadıkça transfüzyonu sonlandırmaya gerek yoktur. Kaşıntı, difenilhidramin gibi bir antihistaminikle tedavi edilebilir.

26)Transfüzyon sırasında ortaya çıkan vücut ısısı artışının anlamı nedir?

Ateş, çeşitli tipde transfüzyon reaksiyonlarında ortaya çıkabilir, hemolitik transfüzyon reaksiyonunun veya bakteriyel kontaminasyona uğramış kan komponenti uygulamasının ilk belirtisi de olabilir. Bu nedenle kan transfüzyonu sırasında vücut ısısında klinik olarak açıklanamayan 1 oC' veya daha fazla artış olduğunda transfüzyon sonlandırılmalı ve nedeni araştırılmalıdır.

Eğer eritrosit hücresi uygulanıyorsa hemolitik transfüzyon reaksiyonu muhakkak değerlendirilmelidir. Bakteriyel kontaminasyon sıklıkla trombosit transfüzyonunda görülür. Vücut ısısındaki yükselme zamanı da önemlidir. Ateş, hemolitik transfüzyon reaksiyonunda veya bakteriyel kontaminasyonda çok az bir miktar kan uygulanması ile ortaya çıkar çoğunlukla da tek bulgu değildir. Hipotansiyon her iki olasılıkta da ateşe eşlik eder. Hemolitik transfüzyon reaksiyonundan şüpheleniliyorsa transfüzyon durdurulmalı ve resmi kayıtlar derhal kontrol edilmeidir. Direkt antiglobulin testi (Coombs) ve plazma serbest hemoglobin düzeyi  belirlenmelidir. Kan komponentinin Gram boyama yapılması bakteriyel kontaminasyon tanısında yararlı olacaktır. Febril hemolitik olmayan reaksiyonlar sıklıkla tekrarlayıcı kan transfüzyonu uygulanan olgularda ortaya çıkar ve  reaksiyonların tekrarlaması  yaygındır. Tanı  genellikle diğerleri elenerek konur. Yaşamı tehdit eden bir tablo olmasa da “febril hemolitik olmayan  transfüzyon reaksiyonu” hasta için rahatsızlık veren bir durumdur.

Eğer ateş dışında bir bulgu yoksa ve hemolitik transfüzyon reaksiyonu veya bakteriyel kontaminasyon  düşünülmüyorsa yeniden transfüzyona başlamak konusu tartışmalıdır. Hastane transfüzyon servisinin protokolü  izlenmelidir.

27) Tranfüzyon sonucu oluşabilecek diğer yan etkiler nelerdir?

Transfüzyon enfeksiyon, ateş, ürtiker ve hemolize ek olarak akut ve gecikmiş bir dizi reaksiyonla birlikte olabilir.

Allerjik ve Anaflaktik Reaksiyonlar:

Allerji, anafilaktoid ve anafilaktik reaksiyonlar, allerjen (genellikle transfüze edilen kan komponentinin içerdiği plazmada alıcının daha önceden sensitize olduğu bir proteinin varlığı) ile alıcının dolaşımı veya dokusundaki mast hücreleri ve bazofillerin yüzeyinde bulunan immunglobulin  E arasındaki etkileşimle oluşurlar. Hücre yüzeyinde etkileşime giren  antijen-antikor kompleksi, anafilaksinin (anafilatoksinler)  karakteristik semptomlarını oluşturan birçok mediyator salınımına sebep olur. Klinik bulguların şiddeti hafif ürtikerden başlayarak bronkospazm, laringeal ödem, derin hipotansiyon ve ölüm arasındadır - genellikle şiddetli reaksiyonlarda transfüzyonun başlangıcı ile semptomların ortaya çıkış zamanı arasında çok kısa bir dönem vardır.

Transfüzyonu takiben saatler içerisinde aniden gelişebilecek sıkıntılı solunumun ayırıcı tanısında dolaşımdaki aşırı volüm yükü, "Transfüzyona bağlı akut akciğer yaralanması"(Transfusion related acute lung injury: TRALI), hastanın mevcut diğer hastalıkları ve transfüzyona bağlı olmayan diğer olası olaylar da değerlendirilmelidir. Transfüzyonu takiben kısa zaman içerisinde başlayan hipotansiyon hemolitik reaksiyona, bakteriyel kontaminasyonu ile gelişen septik şoka veya açıklanamayan bambaşka bir klinik olaya bağlı olabilir. Ateş genellikle ilk iki reaksiyonla birliktedir ama anafilakside görülmez. Cilt lezyonları anaflaksinin karekteristik bulgusudur.

Tranfüzyon, anafilaktik reaksiyon düşünülüyorsa hemen sonlandırılmalıdır. Tedavi planı diğer anafilaksik reaksiyonlarda olduğu gibi epinefrin, difenilhidramin ve kortikosteroid uygulaması ve  ek olarak uygun sıvı tedavisi ile havayolu sağlanmasıdır.

Birçok anafilaktik ve anafilaktoid reaksiyonlar denetlenemeyen durumlardır. Ancak çok küçük bir yüzde bile olsa IgA eksikliği olan alıcılarla bağlantısı gelecekteki tranfüzyon uygulamalarının başarısı için laboratuar araştırmalarını IgA immunoglo